Bir gün geriye baktım. Ama bu geriye bakış hayatımda olanlara bakmak değildi. Sadece neler olmuştu neler bitmişti onları bir gözden geçirdim. Geçmişin tozunu aldım. Sanki hepsi bir hayal gibi geçti gitti. Çok duyduk aynı hikayeyi. Insanoğlunun hep yaşadığı. Ama ne yapalım bir de bizden tekrar olsun. Ne çıkar sanki.

Işte o tekrar hikayelerden biri daha…

Kendini aramak, yol bulmak, kim olduğuna karar vermek ve sonunda huzur içinde ölmek…

Bulan var mıdır bilmiyorum ama kimsenin huzur içinde öldüğünü de düşünmüyorum.

Şimdi gelelim hikayeye…

Hikaye di mi… aslında insanlığın hikayesi… sonu var mı bilmiyorum ama… dünya var oldukça yazmaya devam edeceğiz.

Insan kendini ne zaman anlamaya başlar? Büyüdüğünde mi… ne zaman büyürüz… belli bir yaş mı var? Yoksa hiç mi büyümeyiz…

Ben hiç büyüdüğümü düşünmedim. Son nefeste dahi büyüdüğümü düşünmeyeceğim. Insan da hep bir büyük olma çabası var. Kendi doğasına aykırı olarak… sadece yaş aldığımızda fiziksel özellikler değişiyor o kadar. Yaşadıklarından aldığı tecrübelerden de aklını başına topluyor o kadar. Ya da topladığını düşünüyor.

Hayat bir anın yani bir saniyenin hayali…

Önceki hayalde o oldu bu oldu. Şimdiki hayalde bu olacak şu olacak… bil bakalım neler olacak.

Hayata karşı ne hissediyorum. Bir hiç. Hatta kocaman bir hiç. Vücuduma iyi bakmalıyım. Kafamı sağlamda tutmalıyım. Eee sonra. Ne için. Hiç için. Zaten ölmeyecek miyiz. Ha geç ha erken.

Aslı nın hikayesi. Aslı… ismimi bana sormadan verdikleri bir hayat. Bana biçilen bir hayat. Ismimin bana ne gibi sorumluluk getirdiğini anlamadan dinlemeden bahşedilen bir hayat. Ee niye bu sorumluluğun ağırlığını onlar bilmiyor da ben bilmek zorundayım. Onlar yaptılar ben niye cezayı çekmek zorundayım. Madem öyle beni kendi halime bırakacaklardı da niye ismimi verdiler.

Ben sizden hiç bir şey istemedim. Doğarken bana sormadınız. Adımı verirken bana sormadınız. Hayatta kendi halime bırakırken bana sormadınız. Doğdun işte daha ne istiyorsun bakışıyla bir şekilde hayatta baksın başının çaresine dedinz.

Bir şey mi dedik. Bir şey diyebildik mi… boğazımda haykırmak istediğim her şeyi size söyleyebildim mi.

Ne yaptım hayata öfkelendim. Sizin yüzünüzden… karakterimi de çaldınız, sizin bencilliklerinizden doğan bir karaktere sahip oldum. Teşekkür ederim. Bir başka negatife sebep oldunuz.

Şimdi. Geç mi kaldım. Hayatta tutunma çabasının yaş denilen sayı ile ilgisi var mı… eee yaşın geçti. Yaşım neye geçti. Nasıl geçti. Bu arada ne oldu. Suçlu kimdi. Niye gene ben suçlu oldum. Daha önceden yapsaydım ne değişecekti. Ne diyorsunuz allah aşkına.

Istediklerimin sizin isteklerinizle ilgisi yok. Yaşasın, bir yerde sizden sıyrıldım. Kendi karakterimin bana getirdikleri ile yani genetik faktörlerümün üstüne çıkarak aslında belki de sizin de sahip olduğunuz ama cesaret edemediğiniz için gerçekleştiremediğiniz aklımı kullanarak yaptım bunu. Yaşasınnnn… başardım. Mı acaba?

Yooo. Bir şey başardığım yok. Ben benim işte. Keşke adımı ve soyadımı değiştirebilmek cesareti de olsa. Sizden olan hiç bir şeye ihtiyacım yok çünkü. Sizden gelen hiç bir şeye de ihtiyacım yok çünkü. Ama ne ironi di mi sizden gelenler maddi adalet kapsamında bana kalıyor. Bu da manevi adaletin tecellisi herhalde.

Öyle yazmak öyle yazmak öyle yazmak istiyorum ki. Yaza yaza yaza yorulmak ve bıkmak istiyorum. Içimdekileri anlatabilmek için bütün dünyanın kağıtları yetmezmiş gibi geliyor. Işte bu içten çıkan bir canavar. Büyüdü büyüdü büyüdü. Ve sonunda çıkmaya karar verdi. Buraya kadar tuttum. Şimdi bıraktım. Ne olursa olacak.

Içim doluyor, taşıyor. Nedir bu hayat. Niye yaşamamıza izin verilmiyor. Insan insanın kurdudur. Işte tam da burada rahat durmuyoruz. Birbirimizi yemek için her anı kolluyoruz. Bravo başarılı da oluyoruz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi yazın